Sosyal güvenlik hakkı, modern hukuk sistemlerinde temel bir insan hakkı olarak kabul edilmiştir. Özellikle iş gücü piyasasında kayıt dışı çalışmanın yaygın olduğu ülkelerde, sigortalılık bildirimlerinin yapılmaması veya eksik yapılması gibi uygulamalar, işçilerin sosyal güvenlik sistemine erişimini ciddi şekilde engellemektedir. Türkiye’de bu sorunun çözümü için başvurulan en önemli hukuki yolların başında hizmet tespit davası gelmektedir.
Hizmet tespit davası, fiilen çalıştığı hâlde sosyal güvenlik kurumuna bildirilmeyen işçilerin, bu çalışmalarını mahkeme kararıyla tescil ettirmelerine imkân tanır. Bu dava türü, hem bireysel düzeyde işçilerin sosyal güvenlikten faydalanmasını sağlamakta, hem de kamu düzeni açısından kayıt dışılıkla mücadelede önemli bir işlev üstlenmektedir.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, bu alanda uzun yıllara dayanan tecrübesiyle, hizmet tespit davalarında müvekkillerine hukuki destek sunmaktadır. Konya iş hukuku alanında uzman avukatlarımız, sigortasız çalıştırılan veya sigorta primleri eksik bildirilen işçilerin haklarını korumak amacıyla, dava sürecinin her aşamasında profesyonel danışmanlık sağlamaktadır.
Bu çalışmada, hizmet tespit davasının hukuki dayanakları, dava süreci, taraflar, ispat yükü, Yargıtay kararları ışığında uygulamadaki sorunlar ve çözüm önerileri bütüncül bir bakış açısıyla ele alınacaktır. Konya İş hukuku avukatı desteğiyle bu sürecin doğru şekilde yürütülmesi, hem işçi haklarının korunması hem de sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.
Yargıtay içtihatları hizmet tespit davasının gelişmesinde belirleyici rol oynamıştır. Fiili çalışmanın tanımı, delil sistemi, tanıkların güvenilirliği, zamanaşımı süresi gibi birçok konuda Yargıtay kararları yol gösterici olmuş ve uygulamayı şekillendirmiştir. 2000'li yıllarda ise dijital arşivlerin ve elektronik SGK sistemlerinin gelişimiyle birlikte kayıt dışılık nispeten azalsa da, hizmet tespit davaları hâlâ önemini korumaktadır.
Hizmet ilişkisi, iş hukukunun temel yapı taşlarından biridir. İşveren ile işçi arasında kurulan bu ilişki, işçinin işverene bağımlı olarak iş görmesini ve bunun karşılığında ücret almasını içerir. Ancak hizmet ilişkisinin yalnızca bireysel iş hukuku bakımından değil, sosyal güvenlik hukuku açısından da önemli sonuçları bulunmaktadır. Zira bir hizmet ilişkisi varsa, işverenin çalıştırdığı işçiyi Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bildirme ve prim ödeme yükümlülüğü doğar.
Konya iş hukuku avukatı olarak, hizmet ilişkisinin varlığının işçinin sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesini sağladığını ve bu sayede işçinin emeklilik, sağlık, işsizlik gibi sosyal risklere karşı korunmasının mümkün olduğunu belirtmek isteriz. Dolayısıyla hizmet ilişkisinin kurulması, sadece taraflar arasındaki bir borç ilişkisini değil, aynı zamanda kamu hukuku bakımından sonuç doğuran bir sosyal güvenlik ilişkisinin de temelini oluşturur. Bu yönüyle hizmet ilişkisi, sosyal devlet anlayışının da bir gereğidir.
Kayıt dışı istihdam, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde hem ekonomik hem de hukuki olarak ciddi sorunlara yol açmaktadır. Kayıt dışı çalıştırılan işçiler SGK’ya bildirilmedikleri için sosyal güvenlik haklarından yararlanamaz, hastalık, iş kazası, malullük ve yaşlılık gibi durumlarda koruma altında olamazlar. Ayrıca kayıt dışılık, devletin vergi ve prim gelirlerinde kayba neden olurken, işverenler arasında haksız rekabete yol açar.
Konya merkezli büromuz, kayıt dışı istihdamın yol açtığı hukuki sorunların farkında olarak, işveren ve işçi haklarının korunması adına hizmet tespit davalarında uzman hukuki destek sunmaktadır. Hukuki açıdan bakıldığında, işverenin çalıştırdığı işçiyi SGK’ya bildirmemesi, hem işçinin sosyal haklarını ihlal etmekte hem de kamu düzenine aykırılık teşkil etmektedir. Bu tür durumlarda işçi veya mirasçıları tarafından açılabilecek hizmet tespit davası, kayıt dışı çalışmanın sonradan tespiti ve telafisi bakımından etkili bir yoldur. Bununla birlikte kayıt dışı istihdamla mücadelede yalnızca yargı mekanizması değil, denetim, teşvik ve bilgilendirme mekanizmaları da birlikte işlemelidir.
Hizmet tespit davası, Türk hukuk sisteminde uzun yıllardır uygulanan bir dava türüdür. İlk kez 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu döneminde yargı uygulamasıyla şekillenmiş, daha sonra 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ile açık bir düzenleme halini almıştır. Özellikle 1980’li yıllardan itibaren artan kayıt dışı istihdam, bu dava türünün önemini artırmıştır.
Yargıtay içtihatları da hizmet tespit davasının gelişmesinde belirleyici rol oynamıştır. Fiili çalışmanın tanımı, delil sistemi, tanıkların güvenilirliği, zamanaşımı süresi gibi birçok konuda Yargıtay kararları yol gösterici olmuş ve uygulamayı şekillendirmiştir. 2000'li yıllarda ise dijital arşivlerin ve elektronik SGK sistemlerinin gelişimiyle birlikte kayıt dışılık nispeten azalsa da, hizmet tespit davaları hâlâ önemini korumaktadır.
Hizmet ilişkisi, iş hukukunun temel yapı taşlarından biridir. İşveren ile işçi arasında kurulan bu ilişki, işçinin işverene bağımlı olarak iş görmesini ve bunun karşılığında ücret almasını içerir. Ancak hizmet ilişkisinin yalnızca bireysel iş hukuku bakımından değil, sosyal güvenlik hukuku açısından da önemli sonuçları bulunmaktadır. Zira bir hizmet ilişkisi varsa, işverenin çalıştırdığı işçiyi Sosyal Güvenlik Kurumu'na (SGK) bildirme ve prim ödeme yükümlülüğü doğar.
Konya iş hukuku avukatı olarak, hizmet ilişkisinin varlığının işçinin sosyal güvenlik sistemine dahil edilmesini sağladığını ve bu sayede işçinin emeklilik, sağlık, işsizlik gibi sosyal risklere karşı korunmasının mümkün olduğunu belirtmek isteriz. Dolayısıyla hizmet ilişkisinin kurulması, sadece taraflar arasındaki bir borç ilişkisini değil, aynı zamanda kamu hukuku bakımından sonuç doğuran bir sosyal güvenlik ilişkisinin de temelini oluşturur. Bu yönüyle hizmet ilişkisi, sosyal devlet anlayışının da bir gereğidir.
Hizmet tespit davalarının hukuki dayanağı, temel olarak 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddeye göre, sigortalı olarak çalıştığı halde işverence Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmeyen veya eksik bildirilen çalışmaların tespiti, mahkeme kararıyla yapılabilir.
Bu düzenleme, sigortalılık bildirimlerinin yalnızca işverenin inisiyatifine bırakılmaması ve kayıt dışı istihdamın önlenmesi amacıyla getirilmiştir. Zira sosyal güvenlik hakkı, yalnızca bireysel değil, kamu düzenine ilişkin bir hak olup, devletin koruma yükümlülüğü altındadır. Dolayısıyla, bir işçinin fiilen çalışmasına rağmen sigortasız gösterilmesi, yalnızca işçi-işveren ilişkisini değil, sosyal güvenlik sisteminin bütünlüğünü de zedeler.
5510 sayılı Kanun’un 86/9. fıkrası uyarınca; mahkemeler tarafından verilen hizmet tespiti kararları, SGK açısından bağlayıcıdır. Bu nedenle, mahkemenin hükmüyle tespit edilen çalışma süresi, geriye dönük olarak Kurum kayıtlarına işlenir ve işçi sosyal güvenlik haklarından yararlanır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, uygulamada bu tür davalarda sıklıkla karşılaşılan sorunlardan biri olan ispat güçlüğü konusuna özellikle dikkat çekmektedir. Zira işçinin sigortasız çalıştığını tanık beyanları, yazılı deliller veya fiili tespitlerle ispatlaması gerekir. Bu noktada profesyonel bir Konya iş hukuku avukatı desteği, davanın başarıyla sonuçlanmasında belirleyici rol oynar.
5510 sayılı Kanun yürürlüğe girmeden önce, hizmet tespiti davalarının dayanağı 506 sayılı Sosyal Sigortalar Kanunu’nun 79. maddesinin onuncu fıkrası idi. Bu hüküm de benzer şekilde, sigortasız veya eksik sigortalı çalışmaların tespitini mahkeme kararına bağlamıştı.
506 sayılı Kanun döneminde başlayan yargısal uygulama, 5510 sayılı Kanun sonrasında da büyük ölçüde devam etmiştir. Yargıtay, bu süreçte içtihatlarıyla hizmet tespit davalarının kapsamını genişletmiş; yalnızca ücret karşılığı çalışanları değil, bazı durumlarda hizmet akdi unsurlarını taşıyan fiili çalışma ilişkilerini de sigortalılık kapsamında değerlendirmiştir.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuzun pratiğinde de, 506 sayılı Kanun döneminde yapılan çalışmaların tespitine ilişkin çok sayıda dava bulunmaktadır. Özellikle geçmiş yıllara ait hizmetlerin tespiti taleplerinde, dönemsel kanun farkları ve zamanaşımı süreleri dikkatle incelenmelidir.
Hizmet tespit davalarının en dikkat çekici yönlerinden biri, Yargıtay içtihatlarının bu alanda adeta kanun hükmü niteliğinde bir rol üstlenmiş olmasıdır. Zira Yargıtay, yıllar içerisinde oluşturduğu yerleşik kararlarla, hizmet tespitine ilişkin temel ilkeleri belirlemiştir.
Yargıtay’a göre, hizmet tespit davası yalnızca işçinin bireysel hakkını korumaz; aynı zamanda kamu düzenine ilişkin bir dava niteliği taşır. Bu nedenle mahkeme, tarafların beyanlarıyla sınırlı kalmaksızın, resen araştırma ilkesi uyarınca delil toplamakla yükümlüdür. Bu yaklaşım, kayıt dışı istihdamın gizlenmesini engellemeye ve sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamaya yöneliktir.
Ayrıca Yargıtay kararlarında; tanık beyanlarının güvenilirliği, bordro kayıtlarının doğruluğu, sigortalılık başlangıç tarihinin belirlenmesi ve zamanaşımı hususlarında net kriterler oluşturulmuştur. Bu nedenle hizmet tespit davalarında güncel içtihatların yakından takibi büyük önem taşır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında Yargıtay uygulamalarını titizlikle analiz ederek müvekkillerine stratejik hukuki çözümler sunmaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, her davanın somut koşullarına uygun ispat stratejileri geliştirerek, sigortasız çalışan işçilerin hak kayıplarının önüne geçmeyi hedeflemektedir.
Hukuk yargılamasında tespit davası, bir hukuki ilişkinin varlığının veya yokluğunun tespiti amacıyla açılan davadır. Tespit davasında amaç, taraflar arasında mevcut bir belirsizliği gidermek ve hukuki güvenliği sağlamaktır. Bu davalar, genellikle bir hakkın varlığını veya yokluğunu belirlemekle sınırlı olup, eda veya inşaî (yenilik doğurucu) sonuç doğurmaz.
Tespit davaları, olumlu tespit davası (bir hakkın veya ilişkinin var olduğunun tespiti) ve olumsuz tespit davası (bir borcun veya yükümlülüğün bulunmadığının tespiti) olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki türde de, mahkeme tarafından verilen karar, tarafların hukuki durumunu açıklığa kavuşturur ve gelecekte doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçer.
Tespit davalarının açılabilmesi için hukuki yarar koşulunun bulunması zorunludur. Bu bağlamda, davacının hakkının veya hukuki durumunun belirsizliğe düşmesi ve bu belirsizliğin giderilmesi için mahkeme kararına ihtiyaç duyması gerekir.
Hizmet tespit davası, niteliği itibarıyla bir olumlu tespit davasıdır. Bu davada amaç, işçinin belirli bir dönemde fiilen çalıştığı halde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmeyen hizmetlerinin mahkeme kararıyla tespit edilmesidir. Mahkemenin vereceği karar, bir eda hükmü içermemekle birlikte, SGK nezdinde tescil işleminin yapılmasına dayanak teşkil eder.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hizmet tespit davasında mahkeme tarafından verilen kararın sonuçları yalnızca davacı işçi yönünden değil, aynı zamanda kamu düzeni açısından da bağlayıcı niteliktedir. Bu yönüyle hizmet tespit davaları, klasik anlamda bir özel hukuk uyuşmazlığından öte, sosyal güvenlik sisteminin korunmasını amaçlayan kamu yararına bir yargılama sürecidir.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, uygulamada sıkça karşılaşılan hizmet tespit davalarında, tespit kararlarının SGK kayıtlarına nasıl işleneceği, kararın geçmiş dönem prim borçlarına etkisi ve işçinin emeklilik haklarına yansıması konularında kapsamlı hukuki danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, bu süreçte işçilerin hak kaybına uğramadan sosyal güvenlik sistemine dahil olmalarını sağlamayı hedefler.
Hizmet tespit davalarının en karakteristik özelliği, kamu düzenine ilişkin olmasıdır. Sosyal güvenlik sistemi, yalnızca bireylerin değil, toplumun tamamının refahını ve ekonomik güvenliğini ilgilendiren bir yapıdır. Bu nedenle, sigortasız veya eksik sigortalı çalışmanın tespiti, bireysel menfaatin ötesinde kamu yararına hizmet eden bir hukuki süreçtir.
Yargıtay’ın yerleşik kararlarında, hizmet tespit davalarının kamu düzenine ilişkin olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu ilkenin doğal sonucu olarak mahkemeler, re’sen araştırma ilkesi gereğince taraf beyanlarıyla bağlı kalmaksızın, davanın aydınlatılması için gerekli delilleri kendiliğinden toplamakla yükümlüdür.
Bu kapsamda hâkim; işyerinde fiili çalışma olup olmadığını belirlemek amacıyla tanık beyanlarına, bordro kayıtlarına, yoklama fişlerine, işyeri sicil dosyalarına ve gerektiğinde SGK müfettiş raporlarına başvurabilir. Tarafların delil sunmamış olması dahi, mahkemenin re’sen araştırma yapmasına engel değildir.
Bu yönüyle hizmet tespit davası, klasik anlamda taraflarca hazırlama ilkesinin uygulandığı davalardan ayrılır. Kamu düzenine ilişkin niteliği nedeniyle, hâkim her zaman gerçeği ortaya çıkarmakla yükümlüdür.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuz, re’sen araştırma ilkesinin uygulamada nasıl işlediği, hangi delillerin mahkeme nezdinde daha güçlü kabul edildiği ve Yargıtay’ın son dönem içtihatlarının bu ilkeye yaklaşımı konularında güncel bilgiye sahiptir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, hizmet tespit davalarında gerek işçi gerekse işveren tarafı için stratejik hukuki destek sunmaktadır.
Hizmet tespit davası, esas itibarıyla sigortalı işçi tarafından açılan bir davadır. Sigortalı, fiilen çalışmasına rağmen işvereni tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmeyen veya eksik bildirilen hizmet sürelerinin tespitini talep eder. Bu dava, işçinin sosyal güvenlik haklarını kazanması açısından büyük önem taşır.
Ancak, işçinin vefat etmiş olması halinde bu dava hak sahipleri tarafından da açılabilir. Hak sahipleri; 5510 sayılı Kanun’un 3. maddesi uyarınca işçinin eşi, çocukları, anne ve babası gibi sosyal güvenlik hukukunca tanımlanan kişilerdir. Yargıtay uygulamalarında da, ölen sigortalının hak sahiplerinin hizmet tespit davası açma yetkisi bulunduğu açıkça kabul edilmektedir.
Davacının temel amacı, mahkeme kararıyla tespit edilen çalışma sürelerinin SGK nezdinde tescil edilmesini sağlayarak, geçmiş dönem sigortalılık haklarını geri kazanmaktır. Bu durum, hem emeklilik hesaplamasında hem de diğer sosyal güvenlik yardımlarından yararlanmada doğrudan etkili olur.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, sigortasız çalıştırılan veya eksik bildirilen işçilerin haklarını korumak amacıyla açılan hizmet tespit davalarında, işçi ve hak sahiplerine profesyonel hukuki danışmanlık sunmaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, dava açılmadan önce delil toplama, tanık beyanı hazırlığı ve çalışma süresinin belirlenmesi konularında müvekkillerine stratejik destek sağlar.
Hizmet tespit davasında esas davalı, sigortalıyı çalıştıran işverendir. Çünkü sigortalılık bildirimi yapma yükümlülüğü, 5510 sayılı Kanun uyarınca işverene aittir. Bu nedenle işveren, bildirilmeyen veya eksik bildirilen hizmetler nedeniyle davada asli taraf olarak yer alır.
Bununla birlikte, dava sonucu mahkeme tarafından verilen tespit kararı SGK kayıtlarını doğrudan etkilediğinden, Sosyal Güvenlik Kurumu da davada fer’i (yan) taraf konumundadır. Yargıtay içtihatlarında da belirtildiği üzere, SGK’nın davaya dahil edilmemesi halinde karar, Kurum yönünden bağlayıcı olmaz. Bu nedenle mahkeme, SGK’yı re’sen davaya dahil etmek zorundadır.
Uygulamada bazı durumlarda işverenin ortadan kalkmış, şirketin tasfiye edilmiş veya işverenin tespit edilememiş olması mümkündür. Bu gibi hallerde davalar genellikle SGK aleyhine yöneltilir; ancak yine de tespit kararının verilebilmesi için fiili çalışma olgusunun kuvvetli delillerle ortaya konulması gerekir.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuz, hem işveren hem işçi vekilliğinde hizmet tespit davalarında geniş deneyime sahiptir. Konya İş hukuku avukatı ekibimiz, davanın taraf teşkilinin doğru kurulması, SGK’nın davaya katılımının usulüne uygun sağlanması ve delillerin hukuken geçerli şekilde sunulması konularında müvekkillerini titizlikle temsil etmektedir.
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), hizmet tespit davasında doğrudan sorumlu bir taraf olmamakla birlikte, dava sonucunda verilen kararın SGK kayıtlarına doğrudan etki etmesi nedeniyle davada fer’i müdahil konumundadır. SGK, davaya katılma hakkını kullanarak kendi görüş ve itirazlarını sunabilir; delil toplanmasına katkı sağlayabilir.
Mahkeme, 5510 sayılı Kanun’un 86. maddesi gereğince SGK’yı davaya re’sen dahil etmek zorundadır. Bu yükümlülük, hem kamu düzeni gereği hem de kararın bağlayıcılığı açısından zorunludur. Aksi halde verilen tespit kararı, SGK yönünden hüküm ifade etmeyecektir.
SGK’nın davadaki rolü yalnızca pasif bir taraf olmakla sınırlı değildir. Kurum, çoğu zaman işyerine ait sicil dosyalarını, prim ödeme kayıtlarını ve müfettiş raporlarını mahkemeye sunarak gerçeğin ortaya çıkarılmasına katkıda bulunur.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında SGK’nın sürece katılımının sağlanması, gerekli bilgi ve belgelerin Kurum’dan temini, ayrıca mahkeme kararlarının SGK nezdinde uygulanması sürecinde müvekkillerine kapsamlı destek vermektedir. Bu noktada deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, dava sonrası işlemlerin eksiksiz tamamlanmasını sağlayarak, sigortalı haklarının fiilen kullanılmasını temin etmektedir.
Hizmet tespit davası, işçinin fiilen çalıştığı halde işveren tarafından Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmeyen veya eksik bildirilen hizmetlerinin tespit edilmesini konu alan özel bir tespit davasıdır. Ancak her sigortasız çalışma iddiası, otomatik olarak hizmet tespiti kararı verilmesini sağlamaz. Bu davanın açılabilmesi ve kabul edilmesi için bazı maddi ve hukuki şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.
Yargıtay içtihatlarına göre hizmet tespit davasının kabulü için üç temel koşul aranır:
Aşağıda bu şartlar detaylı olarak ele alınmıştır.
Hizmet tespit davasının en temel unsuru, fiili çalışmanın varlığıdır. İşçinin gerçekten işyerinde bir süre çalışmış olması gerekir; sadece işe giriş vaadi, iş sözleşmesi taslağı veya müstakbel çalışma ilişkisi bu davanın konusunu oluşturmaz.
Mahkeme, fiili çalışmanın varlığını araştırırken somut delillere dayanır. Bu deliller arasında;
Yargıtay, salt tanık beyanına dayanılarak hüküm kurulamayacağını, ancak tanık anlatımlarının diğer delillerle desteklenmesi halinde fiili çalışmanın ispatlanabileceğini kabul etmektedir.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında fiili çalışmanın ispatı noktasında kapsamlı delil stratejileri geliştirmekte; müvekkiller adına mahkemeye sunulacak delilleri sistematik biçimde hazırlamaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, özellikle kayıt dışı çalışma olgusunun tanık, yazılı belge ve bilirkişi raporlarıyla desteklenmesini sağlamaktadır.
Fiili çalışmanın yanı sıra, söz konusu çalışmanın bir hizmet (iş) ilişkisi kapsamında gerçekleşmiş olması da zorunludur. Başka bir ifadeyle, işçinin işverenin emir ve talimatı altında, işverene ait işyerinde ve onun iş organizasyonu içinde, bağımlı olarak çalışması gerekir.
Bu bağımlılık unsuru, hizmet tespit davasını diğer hukuki ilişkilerden (örneğin eser sözleşmesi veya vekâlet ilişkisi) ayıran temel ölçüttür. İşçi, işin yürütülmesi ve sonuçlandırılması bakımından işverene tabi olmalı; çalışması kişisel nitelik taşımalı ve bir bedel (ücret) karşılığı yapılmalıdır.
Yargıtay kararlarına göre, “bağımlı çalışma” unsuru mevcut değilse, örneğin kişi kendi nam ve hesabına çalışıyorsa, hizmet tespiti davası reddedilir.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuz, bu bağımlılık unsurunun ortaya konulmasında büyük özen göstermektedir. Konya İş hukuku avukatı kadromuz, tanık anlatımlarının işin niteliğine uygun şekilde hazırlanması ve fiili çalışma biçiminin mahkeme nezdinde doğru şekilde yansıtılması konusunda profesyonel destek sağlar.
Hizmet tespit davasının varlık nedeni, işçinin fiilen yaptığı çalışmanın SGK’ya bildirilmemiş veya eksik bildirilmiş olmasıdır. Bildirimin hiç yapılmamış olması halinde dava, sigortalılığın başlangıcından itibaren; eksik bildirim durumunda ise bildirilmeyen sürelerle sınırlı olarak açılır.
Eğer işveren, işçinin tüm çalışma dönemini doğru şekilde SGK’ya bildirmişse, hizmet tespit davası açılmasına gerek kalmaz; böyle bir dava da reddedilir. Ancak kısmi bildirim, örneğin ayda birkaç gün sigorta girişi yapılmışsa, işçi geri kalan günlerin tespitini talep edebilir.
Bu şart, davanın hem konusunu hem de sınırlarını belirler. Yargıtay içtihatları uyarınca, bildirimin varlığı konusunda tereddüt oluşması halinde mahkeme, SGK kayıtlarını doğrudan Kurumdan istemek ve gerekli incelemeyi yapmak zorundadır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, özellikle kısmi sigorta bildirimlerinde müvekkillerine doğru tespit aralıklarının belirlenmesi, SGK kayıtlarının temini ve eksik prim günlerinin hukuken ispatlanması konularında etkin destek vermektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, bu tür davalarda hem SGK hem işveren nezdinde yürütülecek süreçleri koordineli biçimde yönetmektedir.
Hizmet tespit davaları, işçinin fiilen çalıştığı halde Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) bildirilmeyen hizmet sürelerinin tespiti talebiyle açılan davalardır. Bu davalarda, işçinin fiili çalışmasını ve sigortasız geçen dönemleri ispat etmesi gerekir. Ancak çoğu durumda işverenin yasal yükümlülüklerini yerine getirmemesi nedeniyle resmi kayıtlar bulunmadığından, ispat süreci özel bir önem taşır.
Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, hizmet tespit davalarında hâkim re’sen araştırma ilkesi uyarınca delilleri kendiliğinden toplamakla yükümlüdür. Bununla birlikte, davacının iddialarını somut delillerle desteklemesi beklenir. Bu bağlamda, tanık beyanları, yazılı belgeler, işyeri kayıtları, bilirkişi raporları, keşif sonuçları ve SGK kayıtları delil sisteminin temel unsurlarını oluşturur.
Medeni usul hukukunun genel kuralı gereği, belirli miktarın üzerindeki hukuki işlemler tanıkla ispat edilemez. Ancak hizmet tespit davası, niteliği itibarıyla bir kamu düzeni davası olduğundan, bu tür davalarda klasik anlamda tanıkla ispat yasağı uygulanmaz.
Yargıtay, hizmet tespit davalarında tanık beyanlarının tamamlayıcı delil niteliğinde olduğunu kabul etmektedir. Yani, fiili çalışmanın ispatında tanık anlatımları dikkate alınabilir; fakat salt tanık beyanına dayanılarak hüküm kurulması doğru değildir. Tanık beyanlarının, işyerine ait diğer belgelerle veya fiili bulgularla desteklenmesi gerekir.
Mahkemeler, tanıkların işyerinde çalışıp çalışmadıkları, tarafsızlıkları, ve dönemi bilip bilmedikleri hususlarında detaylı değerlendirme yapar. Bu nedenle, tanık seçimi stratejik bir öneme sahiptir.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında tanık beyanlarının hazırlanması, tanıkların ifadeye uygun şekilde yönlendirilmesi ve mahkeme huzurunda güvenilirliğin sağlanması konularında müvekkillerine profesyonel destek sunmaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, tanık anlatımlarının Yargıtay içtihatlarına uygun biçimde sunulmasını titizlikle sağlar.
Hizmet tespit davalarında yazılı deliller, ispatın en güçlü araçları arasında yer alır. Yargıtay, bu davalarda yazılı belgelerin bulunması halinde öncelikle bu delillerin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.
Yazılı deliller arasında;
Yargıtay’a göre, bir işyerinde uzun süre çalışıldığı iddia ediliyorsa, bu iddianın yazılı delillerle desteklenmesi gerekir. Ancak kayıt dışı istihdamın yaygın olduğu durumlarda yazılı delil bulunamaması, davanın reddi için tek başına yeterli değildir. Bu durumda hâkim, re’sen araştırma ilkesi uyarınca SGK, vergi dairesi ve belediye kayıtlarını isteyebilir.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuz, yazılı delil bulunmayan durumlarda ikame delil stratejileri geliştirerek, müvekkillerin fiili çalışmalarını farklı kaynaklardan kanıtlamaktadır. Konya İş hukuku avukatı ekibimiz, Yargıtay’ın güncel kararlarını dikkate alarak, hangi delillerin daha yüksek ispat değeri taşıdığını özenle belirlemektedir.
Hizmet tespit davalarında mahkemeler, yalnızca taraf beyanlarıyla yetinmez; somut olayın aydınlatılması için bilirkişi incelemesi, keşif ve SGK kayıtlarının araştırılması gibi usullerden yararlanır.
Yargıtay, bu tür delillerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ve tek bir delile dayanılarak hüküm kurulamayacağını istikrarlı biçimde vurgulamaktadır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında bilirkişi sürecinin yönetilmesi, keşif taleplerinin doğru zamanda sunulması ve SGK kayıtlarının eksiksiz temini konularında müvekkillerine kapsamlı hukuki destek vermektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, mahkemece değerlendirilecek delillerin bütüncül bir stratejiyle hazırlanmasını sağlayarak, ispat yükünün etkin biçimde yerine getirilmesine katkıda bulunur.
Hizmet tespit davaları, sigortasız veya eksik sigortalı çalışan işçilerin sosyal güvenlik haklarını koruma amacını taşımakla birlikte, bu davalar süresiz olarak açılamaz. 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesi uyarınca, belirli bir sürenin geçmesi halinde işçinin dava hakkı hak düşürücü süre nedeniyle ortadan kalkar.
Bu nedenle hizmet tespit davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre kavramları arasında ayrım yapılması son derece önemlidir. Zamanaşımı, borcun varlığını ortadan kaldırmayan bir def’i hakkı iken; hak düşürücü süre, dava hakkını tamamen ortadan kaldırır ve mahkeme tarafından re’sen dikkate alınır.
5510 sayılı Kanun’un 86/9. fıkrası hükmüne göre, hizmet tespit davası hizmetin geçtiği yılın sonundan itibaren beş yıl içinde açılmalıdır. Bu süre, zamanaşımı değil hak düşürücü süre niteliğindedir. Dolayısıyla, beş yıllık sürenin geçmesi halinde mahkeme, taraflar ileri sürmese dahi davayı reddetmek zorundadır.
Bu sürenin başlangıcı, fiili çalışmanın sona erdiği yılın sonudur. Örneğin; işçi 2018 yılı içerisinde sigortasız çalışmışsa, dava açma süresi 31 Aralık 2018 tarihinden itibaren başlar ve 31 Aralık 2023 tarihinde sona erer.
Ancak Yargıtay uygulamasına göre, işyerinin hiçbir şekilde SGK’ya bildirilmemiş olması durumunda bu 5 yıllık süre uygulanmaz. Çünkü böyle bir durumda Kurumun, işyerinin varlığından haberdar olması mümkün değildir. Bu nedenle, bildirimsiz işyerlerinde yapılan fiili çalışmalar için hak düşürücü süre işlemez.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, bu konuda müvekkillerine ayrıntılı hukuki analiz sunmakta; 5 yıllık sürenin hangi hallerde uygulanacağı, hangi hallerde istisna olacağı konularında Yargıtay içtihatlarını esas alarak dava stratejilerini belirlemektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, sürenin kaçırılması nedeniyle hak kaybı yaşanmaması için her aşamada dikkatli bir takip yürütmektedir.
Hizmet tespit davalarında süre hesaplaması yapılırken, fiili çalışmanın başlangıç ve bitiş tarihlerinin doğru şekilde belirlenmesi büyük önem taşır. Çünkü 5 yıllık hak düşürücü sürenin başlangıcı, fiili çalışmanın sona erdiği yılın sonundan itibaren işlemeye başlar.
Bu nedenle mahkeme, fiili çalışmanın ne zaman başladığını ve hangi tarihte sona erdiğini somut delillerle tespit etmek zorundadır. Tanık beyanları, bordrolar, yoklama fişleri, yazışmalar ve SGK denetim raporları bu belirlemede kritik rol oynar.
Yargıtay kararlarına göre, çalışmanın dönemleri arasında kesinti olup olmadığı, süre hesabında ayrıca dikkate alınmalıdır. Eğer işçi aynı işverene ait işyerinde aralıklı olarak çalışmışsa, her bir dönem için ayrı hak düşürücü süre işlemektedir.
Konya iş hukuku alanında faaliyet gösteren büromuz, fiili çalışma sürelerinin tespiti ve bu süreye bağlı olarak dava açma hakkının süresinde kullanılabilmesi için müvekkillerine kapsamlı ön inceleme hizmeti sunmaktadır. Konya İş hukuku avukatı ekibimiz, dava öncesinde SGK ve işyeri kayıtlarını ayrıntılı biçimde analiz ederek, hak düşürücü süre yönünden herhangi bir usul engeli oluşmamasını sağlar.
Yargıtay, hizmet tespit davalarında hak düşürücü süre konusunda uzun yıllara dayanan ve istikrarlı bir içtihat geliştirmiştir. Bu içtihatlar ışığında bazı temel ilkeler şu şekilde özetlenebilir:
Bu ilkeler, Yargıtay 10. Hukuk Dairesi ile 21. Hukuk Dairesi’nin çok sayıda kararında istikrarlı biçimde vurgulanmıştır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, Yargıtay’ın güncel içtihatlarını yakından takip ederek, hizmet tespit davalarında sürelere ilişkin riskleri önceden analiz etmektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, özellikle hak düşürücü sürenin dolma ihtimali bulunan davalarda hukuki argümanları dikkatle kurgulayarak, müvekkillerinin dava haklarını korumayı amaçlamaktadır.
Hizmet tespit davaları, işçilerin sosyal güvenlik haklarının korunması amacıyla açılan, kamu düzenini ilgilendiren özel nitelikli davalardır. Bu davalar, usul hukuku bakımından bazı özel kurallara tabi olup, görevli ve yetkili mahkemeler ile arabuluculuk şartı açısından da diğer iş davalarından farklı özellikler gösterir.
Aşağıda bu kapsamda görevli mahkeme, yetki kuralları ve arabuluculuk zorunluluğuna ilişkin temel bilgiler yer almaktadır.
Hizmet tespit davalarında görevli mahkeme, açıkça iş mahkemesidir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi, iş mahkemelerinin görev alanını tanımlarken, 5510 sayılı Kanun’a dayanan sigortalılık tespiti davalarının da bu kapsamda olduğunu belirtmektedir.
Eğer dava açılan yerleşim yerinde iş mahkemesi kurulmamışsa, bu durumda Asliye Hukuk Mahkemesi sıfatıyla iş mahkemesi sıfatıyla görev yapar. Mahkemenin görevi kamu düzenine ilişkin olduğundan, yanlış görevle açılan davalarda mahkeme re’sen görevsizlik kararı vermek zorundadır.
Konya gibi büyükşehirlerde, iş mahkemeleri ayrı birimler olarak faaliyet göstermektedir. Konya merkezli iş hukuku büromuz, iş mahkemelerinde görülen hizmet tespit davalarında görevli mahkeme tayini, dava dilekçesinin hazırlanması ve sürecin takibi konusunda kapsamlı hukuki destek sağlamaktadır. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, dava açılışından hükmün infazına kadar süreci eksiksiz biçimde yönetmektedir.
Hizmet tespit davalarında yetkili mahkeme, 7036 sayılı Kanun’un 6. maddesi uyarınca belirlenir. Buna göre;
yetkili mahkeme olarak kabul edilir.
Uygulamada genellikle işçinin çalıştığı işyerinin bulunduğu yer mahkemesi yetkili mahkeme olarak seçilir. Çünkü fiili çalışmanın ispatı, tanık beyanları ve işyeri kayıtları ile bağlantılı olduğundan, mahkemenin bu delillere kolay ulaşabileceği bir yer olması önemlidir.
Ayrıca yetki kamu düzenine ilişkin olmadığından, taraflar yetkili olmayan bir mahkemede dava açıldığında, davalı süresi içinde yetki itirazında bulunmazsa mahkeme davaya bakmaya devam edebilir.
Konya iş hukuku büromuz, yetkili mahkeme seçimi ve dosya stratejisinin oluşturulması aşamasında davanın en avantajlı biçimde açılmasını sağlayarak, hem süre kaybını hem de usulden ret riskini önlemektedir. Konya İş hukuku avukatı ekibimiz, yetki uyuşmazlıklarının çözümünde tecrübeli mütalaalar sunmaktadır.
Hizmet tespit davalarında, dava açmadan önce arabuluculuğa başvuru zorunlu değildir. Bu durum, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3. maddesi ile düzenlenmiştir. Kanun, arabuluculuğu yalnızca “işçi alacağı ve tazminat” davalarında dava şartı olarak düzenlemiş olup, sigortalılık tespiti gibi kamu düzenini ilgilendiren davalar bu kapsama dahil edilmemiştir.
Yargıtay da istikrarlı kararlarında, hizmet tespit davasının arabuluculuğa elverişli bir dava olmadığını ve doğrudan dava açılabileceğini belirtmektedir.
Bu bağlamda, hizmet tespit davası açılırken herhangi bir arabuluculuk başvurusu yapılması gerekmediği gibi, arabuluculuğa başvurulmuş olması dava şartı olarak kabul edilmez.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarında usul ekonomisini gözeterek doğrudan dava açmakta, dava şartlarına ilişkin herhangi bir eksiklik yaşanmaması adına tüm ön inceleme süreçlerini titizlikle yürütmektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı kadromuz, arabuluculuk şartının aranmadığı davalarda müvekkillerine açık ve doğru yönlendirme sağlamaktadır.
Hizmet tespit davası yalnızca bireysel bir hak arama aracı değil, aynı zamanda toplumsal ve ekonomik dengeleri etkileyen önemli bir hukuki mekanizmadır. Bu dava türü, hem kayıt dışı istihdamla mücadelede hem de sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğinde temel bir işlev üstlenmektedir. Bu nedenle hizmet tespit davası, klasik anlamda bir “işçi davası” olmanın ötesine geçerek kamu düzeni, sosyal adalet ve ekonomik istikrar açısından da büyük önem taşımaktadır.
Kayıt dışı istihdam, Türkiye ekonomisinin en önemli yapısal sorunlarından biridir. İşverenlerin sigorta bildirimlerini yapmaması veya eksik yapması, hem işçilerin sosyal güvenlik haklarını engellemekte hem de devletin prim gelirlerinde ciddi kayıplara yol açmaktadır.
Hizmet tespit davası, işçinin kendi inisiyatifiyle kayıt dışı çalışmayı yargı önüne taşımasına imkân tanıyarak, bu soruna bireysel düzeyde bir çözüm mekanizması sunar. Bu sayede, yargı kararıyla fiilen çalışılan dönemlerin SGK nezdinde tescili sağlanmakta, dolaylı olarak kayıt dışılıkla mücadelede yargısal denetim fonksiyonu devreye girmektedir.
Bu yönüyle hizmet tespit davası, yalnızca bireyin hakkını korumaz; aynı zamanda sosyal hukuk devleti ilkesinin somut bir yansıması olarak, sistemin genel işleyişine katkı sunar.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, kayıt dışı istihdam mağduru işçilerin hak arama süreçlerinde aktif hukuki temsil sağlayarak, bu davaların hem bireysel hem de toplumsal faydasını artırmayı hedeflemektedir. Deneyimli Konya iş hukuku avukatı ekibimiz, her bir hizmet tespit davasını yalnızca bir dosya değil, sosyal güvenlik bilincine katkı sunan bir hukuk mücadelesi olarak görmektedir.
Hizmet tespit davasının açılması, çoğu zaman işçi-işveren ilişkisinin sona ermesinden sonra gündeme gelir. Bu durum, iş ilişkilerinde karşılıklı güvenin yeniden değerlendirilmesine yol açar.
Bu davalar, işverenler açısından çalışma kayıtlarının doğru tutulmasının ve sigortalılık bildirimlerinin eksiksiz yapılmasının önemini artırır. Aksi halde, geçmiş dönemlere ilişkin prim borçları, gecikme zamları ve idari yaptırımlar gibi ciddi sonuçlarla karşılaşılabilir.
İşçiler açısından ise bu davalar, sosyal güvenlik bilincinin gelişmesine ve hak arama kültürünün yerleşmesine katkı sağlar. Böylece, çalışanların kayıtlı istihdama yönelmesi, işverenlerin ise kayıt dışı çalıştırma riskini minimize etmesi mümkün olur.
Konya iş hukuku alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren büromuz, hem işçi hem işveren müvekkillerine, hizmet tespit davalarının iş ilişkilerine etkisi konusunda önleyici danışmanlık hizmeti sunmaktadır. Bu sayede uyuşmazlıkların dava aşamasına gelmeden önce çözülmesi ve iş ilişkilerinin sürdürülebilirliğinin korunması sağlanmaktadır.
Hizmet tespit davaları, sosyal güvenlik sistemine iki yönlü katkı sunar:
Bu yönüyle hizmet tespit davası, sosyal güvenlik sisteminin kayıtlı istihdam temelinde genişlemesine katkı sağlar. Sistem, yalnızca prim ödeyenlerin değil, aynı zamanda fiilen çalışıp da bildirilmeyen kişilerin de dahil edilmesiyle daha kapsayıcı hale gelir.
Yargıtay kararları da bu davaların kamu düzeniyle bağlantısını vurgulamakta; mahkemelerin resen araştırma yükümlülüğünü, sosyal güvenlik sisteminin bütünlüğünü koruma amacıyla yorumlamaktadır.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, hizmet tespit davalarının yalnızca bireysel bir hak arayışı değil, aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin güçlendirilmesi anlamına geldiği bilinciyle hareket etmektedir. Deneyimli iş hukuku avukatı ekibimiz, bu davaların ülke ekonomisine dolaylı katkılarını da gözeterek müvekkillerine hem hukuki hem de stratejik rehberlik sunmaktadır.
Hizmet tespit davaları, hukuki olduğu kadar teknik yönleri de güçlü olan davalardır. Bu nedenle dava dilekçesinin doğru hazırlanması, Yargıtay içtihatlarının güncel şekilde dikkate alınması ve SGK nezdindeki yazışmaların usule uygun yapılması davanın seyrini doğrudan etkiler.
Bu bölümde, uygulamada sıkça başvurulan örnekler üzerinden hizmet tespit davasının temel belgeleri ve yargısal sürecine ilişkin uygulama araçları ele alınacaktır.
Hizmet tespit davası dilekçesi, hem usulî hem de maddi hukuk yönünden dikkatle hazırlanması gereken bir belgedir. Davanın kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle, iddia ve talep unsurlarının açık, tarihlerin net ve taleplerin somut olması gerekir.
Aşağıda, örnek niteliğinde bir hizmet tespit davası dilekçesinin şematik yapısı sunulmuştur:
Örnek Hizmet Tespit Davası Dilekçesi Taslağı
T.C. ……… İŞ MAHKEMESİ HÂKİMLİĞİNE
Davacı : [Ad Soyad, T.C. Kimlik No, Adres]
Vekili : [Av. Ad Soyad – Baro Sicil No – Adres]
Davalı : [İşverenin Unvanı / SGK Başkanlığı (ihtiyari dava arkadaşı olarak)]
Konu : Fiilen çalıştığım halde Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmeyen hizmet süresinin tespiti talebidir.
Açıklamalar :
Hukuki Sebepler :
5510 sayılı Kanun m. 86, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu, HMK m. 106 ve ilgili Yargıtay içtihatları.
Deliller :
Tanık beyanları, işyeri kayıtları, SGK yazışmaları, yoklama fişleri, bordrolar, bilirkişi incelemesi, keşif.
Sonuç ve İstem :
Açıklanan nedenlerle, müvekkilin …/…/… – …/…/… tarihleri arasında davalı işyerinde çalıştığının tespitine ve bu sürenin Sosyal Güvenlik Kurumu’na bildirilmesine karar verilmesini arz ve talep ederim.
Saygılarımla,
[Av. Ad Soyad]
[İş Hukuku Avukatı – Konya]
Hizmet tespit davalarında Yargıtay içtihatları, uygulamanın yönünü belirleyen en önemli kaynaklardandır. Aşağıda, Yargıtay’ın farklı dairelerince verilmiş ve uygulamada sıkça atıf yapılan bazı emsal karar özetleri yer almaktadır:
“Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, hükmün temyizi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi'nce, hizmet tespiti davalarıyla işçilik alacakları davaları birlikte görülüp sonuçlandırılamayacağından davaların ayrılması ve işçilik alacakları davasının, diğer davanın sonucuna göre karara bağlanması gerektiğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Mahkemece bozmaya uyulması yönünde karar verilmesine rağmen, bozmadan sonra yapılan duruşmada hizmet tespiti davasıyla işçilik alacakları davalarının ayrılmasına karar verilip, aynı gün her iki dava da hüküm altına alınmıştır. Mahkemece, davalar ayrıldıktan sonra işbu işçilik alacakları davasında hizmet tespiti davasının bekletici mesele yapılarak kesinleşen hizmet tespiti davası sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, hizmet tespiti davası sonucu beklenilmeden karar verilmesi hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir.”
“Davacının davalı TOKİ-1 Konutları B-1 Blokta kapıcı olarak Ocak … tarihleri arası çalışmalarının tespiti istemiyle açılan eldeki davada; Mahkemece davacının davalı iş yerinde … tarihleri arasında 277 gün hizmet akdine tabi olarak çalıştığının kabulüne dair karar verilmiş olup … tarihleri arası çalışmanın varlığı yönünden verilen karar yerinde ise de bu tarihler arası tam çalışmanın varlığının kabulü eksik araştırma ve incelemeye dayalıdır. Dosya kapsamında dinlenilen tanıkların tamamı kat malikleri olup tanıkların beyanları birlikte değerlendirildiğinde, kapıcı dairesinde oturan davacının çöp toplama, haftada bir gün temizlik yapma işini yaptığını beyan ettiklerinin anlaşılması karşısında; Mahkemece, gerekirse tanıkları da yeniden dinlemek suretiyle; davalı apartmanda kapıcının yaptığı işlerin ne olduğu, servis süresi ve içeriği, niteliği, kapsamı, apartman temizliğinin hangi sıklıkla yapıldığı, apartmanın kaç daireden oluştuğu, yakıtının ne ile sağlandığı, apartman bahçesinin bakıma ihtiyacının olup olmadığı v.b. hususlar tam olarak açıklığa kavuşturulmalı; yapıldığı belirlenen bu kapıcılık faaliyetlerin günlük-aylık kaç saate tekabül ettiği gerekirse bilirkişi marifetiyle belirlenmeli ve bu kapsamda davacının kapıcılık faaliyetinin tam-kısmi süreli olup olmadığı hususu net bir şekilde ortaya konularak varılacak sonuç uyarınca bir karar verilmelidir.”
“Mahkemenin kararı ile “...Somut olayda davacının müteattid defalar bizzat beyan ettiği işyeri adresi olan ... Bulvarı No:84/A ... ... adresinde SGK yazı cevabına göre ... Ticaret unvanlı bir şirket kaydına rastlanılmadığının bildirildiği, davacının beyan ettiği ... Bulvarı No:10/212 ... ... adresinde ... İlçe Emniyet Müdürlüğü ... Polis Merkezi Amirliğince yapılan 22.07.2023 günlü araştırmada bu adresin boş ve kapalı bir büro olduğu, çevrede davacıyı tanıyan olmadığı tespit edilmiş, ... Serbest Muhasebeci ve ... odasının 06.06.2023 tarihli yazısına göre de bu adreste bir mali müşavirlik kaydının bulunmadığı bildirilmiş, bozma öncesi kararımızda da belirtildiği gibi davacının 11.04.2019 tarihli duruşmadaki beyanında kendisinin davaya konu ...'ya ait özel bina inşaatında fiilen çalışmasının bulunmadığı belirtilmiş, yine 16.02.2021 tarihli duruşmadaki beyanında uzaktan çalıştığını, fiilen inşaatta çalışmadığını beyan etmiş olmakla tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde davacının davalı işyerinde fiilen çalışmasının bulunmadığı sonucuna varılmış bu nedenle davalı SGK ve ... ... mirasçıları aleyhine açılan davanın reddine, davaya konu işe giriş bildirgesi davalı ... ...'ya ait iş yerinden verildiğinden davalı ... mirasçıları adına açılan davanın husumet yokluğu nedeni ile reddine karar verilip aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.” gerekçesiyle davalı ... mirasçıları ..., ..., ... ve ... ... aleyhine açılan davanın 6100 sayılı HMK'nın 114/1-d, 115/2 maddeleri uyarınca husumet yokluğu nedeni ile reddine, davalılar SGK ve ... ... mirasçıları ..., ..., ... ve ...aleyhine açılan davanın reddine karar verilmiştir. Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.”
Bu içtihatlar, mahkemelerin davayı değerlendirirken izlediği yaklaşımı ortaya koymakta; özellikle ispat yükü, hak düşürücü süre ve delil değerlendirmesi konularında uygulamayı şekillendirmektedir.
Konya iş hukuku alanında uzman iş hukuku avukatı ekibimiz, hizmet tespit davalarında Yargıtay kararlarını güncel biçimde takip ederek müvekkillerin lehine argümanları güçlendirmektedir.
Hizmet tespit davalarında, SGK nezdinde yapılan yazışmalar davanın seyrini doğrudan etkileyebilir. Mahkeme genellikle, davacı işçinin sigorta sicil dosyasını, işyeri tescil bilgilerini ve varsa iş müfettişi raporlarını SGK’dan talep eder.
Uygulamada önemli SGK belgeleri şunlardır:
Bu belgeler, davada fiili çalışmanın ispatı açısından hayati öneme sahiptir. Eksik veya hatalı yazışmalar, davanın gecikmesine veya olumsuz sonuçlanmasına neden olabilir.
Konya merkezli iş hukuku büromuz, SGK ile yapılacak yazışmaların ve belge taleplerinin hukuka uygun şekilde yürütülmesini sağlamakta, dava dosyasıyla Kurum arasındaki bilgi akışını eksiksiz yönetmektedir. Deneyimli iş hukuku avukatı ekibimiz, SGK kayıtlarının mahkeme nezdinde doğru yorumlanması konusunda da profesyonel destek sunmaktadır.
Sigortalı olarak fiilen çalışan ancak SGK’ya bildirimi yapılmayan işçiler için açılan hizmet tespit davaları, işçinin sosyal güvenlik haklarını koruma açısından hayati önem taşır.
Bu davalar, yalnızca bireysel bir hak arama süreci değil; aynı zamanda kayıt dışı istihdamla mücadele açısından da kamu düzenini ilgilendiren davalardır.
Ancak hizmet tespit davası, özel ispat kuralları, hak düşürücü süreler ve Yargıtay içtihatlarıyla şekillenen karmaşık bir yargılama süreci içerir.
Bu nedenle, bu alanda deneyimli bir iş hukuku avukatıyla çalışmak, hem davanın usulüne uygun yürütülmesi hem de hak kaybı yaşanmaması açısından büyük önem taşır.
Konya’da hizmet tespit davası açmak isteyen işçiler açısından, yerel mahkemelerin uygulamalarına hâkim, SGK ile yazışma süreçlerini bilen ve Yargıtay kararlarını yakından takip eden bir Konya iş hukuku avukatı, sürecin başarıyla yürütülmesinde kilit rol oynar.
Konya merkezli hukuk büromuz, iş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku alanında uzman kadrosuyla, hizmet tespit davalarında müvekkillerine kapsamlı destek sunmaktadır.
✅ Fiilen yapılan çalışmanın delillerle ispatı ve tanık beyanlarının hukuka uygun şekilde hazırlanması
✅ SGK kayıtları, bordrolar, tanık ifadeleri ve belge incelemeleriyle desteklenen stratejik dava planı oluşturulması
✅ Hak düşürücü sürelere dikkat edilerek davanın zamanında açılması
✅ İşveren, SGK ve mahkeme süreçlerinin profesyonel şekilde yürütülmesi
✅ Yargıtay kararları doğrultusunda en güncel uygulamaların dikkate alınması
Tüm bu süreçlerde, Konya’da uzun yıllardır iş hukuku alanında faaliyet gösteren NAYA Hukuk & Danışmanlık, işçilerin sigortalılık haklarının korunması ve tespit edilmesi adına müvekkillerinin yanında yer almaktadır.
Sigortasız çalıştırıldığınız dönemlerin sosyal güvenlik hakkınıza dahil edilmesi ve hizmet sürenizin tespit edilmesi için profesyonel destek almak istiyorsanız, bir Konya hizmet tespit davası avukatından hukuki yardım almanız büyük önem taşır.
➡️ NAYA Hukuk & Danışmanlık İletişim Sayfası
➡️ Konya İş Hukuku ve Hizmet Tespit Davası Avukatı Hizmetleri